Eğitimdeki transformasyon kalıcı olur mu?

Seçim telaşıyla eğitimde yaşanan değişim gözlerden kaçtı. Torba kanunla gerçekleşen reform(!), öylesine büyük enkaz yaratacak ki, umarız eğitimsistemimiz altında kalmaz. Bizde adettir, çıkartılan kanunları, bırakın sokaktaki vatandaşı, altında imz

Seçim telaşıyla eğitimde yaşanan değişim gözlerden kaçtı.
Torba kanunla gerçekleşen reform(!), öylesine büyük enkaz yaratacak ki, umarız eğitimsistemimiz altında kalmaz.
Bizde adettir, çıkartılan kanunları, bırakın sokaktaki vatandaşı, altında imzası olan milletvekilleri bile okumazlar.
Ama iş tartışmaya gelince mangalda kül bırakmayız.
Ve çoğu zaman neyi tartıştığımızı da çok iyi bilmeyiz...

Neler değişti?
İşte bu yüzden, isterseniz gelin önce, torba konunla neler değişti onlara bir göz atalım. Ondan sonra da kalıcı olup olmayacağını ve getirilerini, götürülerini irdeleyelim.
14 Mart’ta 28941 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Milli Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘la bakın hangi teşvikler getirildi, hangi kurumlar kaldırıldı, kimlerin görevine son verildi:
* 01.09.2015 tarihine kadar özel okula dönüşmeyi taahhüt eden dershanelere, Hazine taşınmazları üzerinde, emlak vergi değerinin binde beşi tutarındaki bedel üzerinden yirmi beş yıla kadar irtifak hakkı tesis edilebilecekler.
* Mülkiyeti Hazine’ye ait MEB tahsisli taşınmazlar üzerindeki okul binaları ve eklentileri; eğitim ve öğretim faaliyetinde kullanılmak üzere, emlak vergi değerinin yüzde biri tutarındaki bedelle, 10 yıla kadar kiraya verilebilecekler.
* Dershaneler özel eğitim kurumu olmaktan çıkarıldı. Özel öğretim kurumları, bundan böyle, sadece, nitelikleri tespit edilmiş olan kurs veya öğrenci etüt merkezi olarak faaliyet gösterebilecekler.  
* Dershanelerde çalışan öğretmenlere sözlü sınav sonucu MEB kadrolarına geçiş olanağı getirildi.
* Özel eğitim kurumlarına (dönüşüm programı kapsamındaki kurumlar dahil) eğitim ve öğretim desteği verilmesi olanağı getirildi.
* Mevcut dershaneler/etüt merkezlerinin faaliyetleri 01.09.2015 tarihinde sona erecek.
* Merkezde iki hizmet birimi (Ölçme, Değerlendirme Ve Sınav Hizmetler Genel Müdürlüğü ile Yüksek Öğretim Ve Yurt Dışı Eğitim Genel Müdürlüğü) daha kuruldu.
* Rehberlik ve Denetim Başkanlığı görevleri yeniden düzenlendi, bu arada Milli Eğitim/İl Eğitim denetmenliği kadro unvanları Maarif Müfettişi olarak değiştirildi. Maarif müfettişleri ihtiyaç duyulan illerde görev yapacaklar.
* Öğretmen- lerin özür gruplarına bağlı yer değiştirmeleri yılda iki kez yapılacak.  
* Merkez ve taşra teşkilatında birim başkanı/ yardımcılık yapan çok sayıda görevlinin görevleri son erdi.
* Halen okul/kurum müdürü veya yardımcılık görevi yapan ve görev süresi dört yıl ve daha fazla olanların görevleri (2013-2014 ders yılının bitimi itibarıyla) sona erdi.
* Merkezde grup başkanlığı şeklinde örgütlenmeden vazgeçilerek daire başkanlığı modeline dönülmüş, 652 sayılı KHK ile ihdas edilmiş olan 100 grup başkanlığı kadrosu iptal edildi.
* 1360 adet (300 merkezde olmak üzere) eğitim uzmanı kadrosu ihdas edildi.

İlle de gerekli miydi?
Eğitimin çok daha önemli sorunları varken, böylesi bir değişim süreci zorunlu ve bu kadar acil miydi?
Evet diyeni bulmak zor ama siyasi irade tam da seçim öncesinde kararlılığını göstermek için böylesi bir adım atma gereği hissetti.
Örneğin dershanelerin kapatılacağı yıllardır dile getiriliyor ama bir türlü adım atılmıyordu ya da atılamıyordu, bu da kendi içlerinde sıkıntılara neden oluyordu.
“Paralel kadrolaşma“ konusunda da ne zamandır adım atılmak isteniyor ama yöntem bulunamıyordu, şimdi ona da toptancı bir kızağa çekme formülü getirildi.
Dershanelere sağlanan teşvikler konusunda ise çalışanlardan çok, patronlar korundu, kollandı. En azından algılama bu yönde.
Peki bu değişiklikler, iktidarın dile getirdiği gibi bir reform mu, yoksa muhaliflerin sık sık vurguladığı gibi bir dayatma mı?
Bunu zaman  gösterecek. Ama ilk gelen sinyaller, bir reformdan daha çok siyasal bir dönüşüm olduğu yönünde.
Bu yüzden de kalıcı olmayacağı iddia ediliyor.
Hatta, her ne kadar yasası çıksa bile dershanelerin kapanmayacağı vurgusu yapılıyor.
Aslında şu an için ne söylense boşuna.
30 Mart ve sonrasında yapılacak seçimler, diğer pek çok alanda olduğu gibi eğitimin geleceği konusunda da belirleyici olacak.
Yani eğitim ya da farklı bir alanda kesin konuşmak için sandığı görmek gerekir.
Özetin özeti: Seçim sonuçları, bir kez daha, her şeyi sil baştan değiştirebilir...