İstanbul

'Tulıpomanıa' sergisi İstanbul'da sanatseverlerle buluştu

- Serginin genel sanat yönetmeni Dr. Ali Cantürk: - 'Orta Asya'dan Anadolu'ya taşınan lale, yüzyıllar boyunca bu topraklarda adeta zarafetin bir simgesi olmuştur. Günümüzde ise lale, geçmişin zarafetini geleceğe taşıyan küresel ve yaşayan bir sembol halini almıştır. İstanbul sokaklarında her yıl açan laleler, toplumsal hafızamızı ve estetik duygularımızı canlı tutmaktadır' - Küratör İsmail Acar: - 'Burada aynı zamanda geçmiş ile gelecek arasında çok katmanlı bir kültürel köprü kurmayı amaçlıyoruz. Serginin temel yaklaşımı, çağdaş ve geleneksel üretim biçimlerini aynı zeminde buluşturarak sanatın dönüşen dilini yeniden tartışmaya açmaktır'

İSTANBUL (AA) - 'Tulıpomanıa' (Lale Çılgınlığı) sergisi, İstanbul Lale Vakfına bağlı İstanbul Lale Müzesi Geçici Sergi Salonu'nda açıldı.

Her yıl İstanbul'da lalelerin açmasıyla birlikte gelenekselleşen sergide, bu sene İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği sonucunda 39 ilçeden görsel sanat öğretmenleri ve öğrencilerinin boyadığı 101 lale heykeli yer alıyor.

Genel sanat yönetmenliğini Dr. Ali Cantürk'ün, küratörlüğünü ise İsmail Acar'ın üstlendiği sergide, yapay zeka sanatı, resim, heykel, seramik ve çini gibi pek çok dalda eser beğeniye sunuluyor.

Sergi, çağdaş̧ ve geleneksel yaklaşımları sentezleyerek geçmiş̧ ile gelecek arasında köprü kurmayı hedefliyor.

- 'Laleyi sadece görsel obje değil, Doğu ile Batı'yı bağlayan felsefe olarak ele aldık'

AA muhabirine açıklamalarda bulunan Ali Cantürk, serginin lalenin taşıdığı bin yıllık kültürel birikimi bugünün sanatıyla buluşturma arzusuyla ortaya çıktığını söyledi.

Cantürk, serginin laleyi konumlandırdığı yere dair, 'Laleyi sadece görsel obje değil, Doğu ile Batı'yı bağlayan felsefe olarak ele aldık. Her yıl yaptığımız 'Tulıpomanıa' sergisi artık gelenekselleşti. Lale çiçeğinin açtığı bu sezonda laleyi daha tanınır ve görünür kılmak amacıyla bu sergiyi gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla İstanbul ve Emirgan Korusu'nun bir simgesi haline gelmiş laleyi, görsel sanatlar diliyle sanatseverlerin beğenisine sunduk.' dedi.

Lalenin ortaya çıkış ve gelişim seyriyle toplumdaki önemine de değinen Cantürk, şunları kaydetti:

'Orta Asya'dan Anadolu'ya taşınan lale, yüzyıllar boyunca bu topraklarda adeta zarafetin bir simgesi olmuştur. Ayrıca lale, inancımızda da önemli bir manevi yere sahip. Osmanlı'da bir döneme adını veren lale çiçeği, mimariden tekstile, çiniden minyatüre kadar her alana yön vermiştir. Günümüzde ise lale, geçmişin zarafetini geleceğe taşıyan küresel ve yaşayan bir sembol halini almıştır. İstanbul sokaklarında her yıl açan laleler, toplumsal hafızamızı ve estetik duygularımızı canlı tutmaktadır.'

Cantürk, bu yıl sergiye çocukları ve gençleri de dahil etmek istediklerini anlatarak, 'Bu işbirliği sayesinde İstanbul'un tüm ilçelerinde görsel sanatlar hocalarımızın öncülüğünde binlerce öğrenciye lale heykeli boyatarak, yaptıkları çalışmaları bu serginin içine dahil ettik. Bunu yapmaktaki temel amacımız, gençlerin kendi kültürel miraslarını keşfetmelerini sağlamak ve sanatı erken yaşta deneyimlemelerine alternatif bir alan oluşturmaktır. Projeye katkı sağlayan başta İstanbul İl Milli Eğitim Müdürümüz olmak üzere tüm görsel sanatlar öğretmenlerimize ve öğrencilerimize teşekkür ederiz.' ifadelerini kullandı.

- 'Lale, burada yalnızca botanik bir form değil, insanın arzu üretme biçiminin metaforudur'

Küratör İsmail Acar ise serginin geçmiş ile bugünü yan yana getirerek, 'İnsanlık gerçekten değişiyor mu, yoksa yalnızca tutkularının biçimi mi dönüşüyor?' sorusuna cevap aradığını belirtti.

Serginin adının 'Tulip Mania' olduğuna dikkati çeken Acar, '17. yüzyılda Netherlands, yani bugünkü Hollanda'da yaşanan ve tarihin ilk büyük ekonomik spekülasyonlarından biri kabul edilen 'Tulip Mania', yalnızca bir ticaret hikayesi değil, arzunun, statünün, estetik tutkunun ve tüketim psikolojisinin sembolü haline gelmiş kültürel bir kırılma anıdır. Bir dönem yalnızca bir çiçek olan lale, zenginlik, güç, ayrıcalık ve gösterişin nesnesine dönüşmüş, insanlar nadir lale soğanları için servetler ödemiştir. Ancak büyüyen bu kolektif tutku kısa süre içinde çökmüş, geriye ekonomik yıkım kadar insanlığın arzu döngüsüne dair güçlü bir hafıza kalmıştır.' değerlendirmesini yaptı.

Acar, serginin söz konusu tarihsel serüvene de odaklandığına işaret ederek, şunları anlattı:

'Bu sergi, tarihsel bir ekonomik olayı yeniden anlatmaktan çok bugünün dünyasında sürekli yeniden üretilen çılgınlık hallerini sorgular. Moda, sanat piyasası, sosyal medya görünürlüğü, tüketim kültürü, marka tutkusu ve çağdaş estetik algılar, geçmişteki lale spekülasyonunun günümüzdeki yansımaları olarak ele alınır. Lale, burada yalnızca botanik bir form değil, insanın arzu üretme biçiminin metaforudur. Bir zamanlar ekonomik balona dönüşen bu narin çiçek, bugün kültürel döngüler, kolektif hafıza ve tüketim ritüelleri üzerinden yeniden okunmaktadır.'

Sergide İstanbul'un 39 ilçesinden görsel sanatlar öğretmenleri ile öğrencilerin boyadığı lale heykellerinin de yer aldığını belirten Acar, çalışmanın yalnızca estetik üretim değil, kuşaklar arası ilişki ve toplumsal hafıza üzerine düşünsel buluşma alanı sunduğu görüşünü paylaştı.

- 'Burada geçmiş ile gelecek arasında çok katmanlı kültürel köprü kurmayı amaçlıyoruz'

Serginin lalenin geçmiş ve bugünkü değerini bir arada ele aldığının altını çizen Acar, şöyle konuştu:

'Her bir lale, farklı bir sosyal çevrenin, farklı bir kuşağın, farklı bir estetik algının ve farklı bir yaşam deneyiminin izlerini taşır. Bu yönüyle sergi, geçmişte bir 'çılgınlık' ve arzu nesnesine dönüşen lalenin, bugün kolektif üretim ve kültürel diyalog aracına dönüşmesini sorgular. Dünden bugüne değişen değer yargıları, tüketim biçimleri, kimlik arayışları ve toplumsal farklılıklar, öğrencilerin ve öğretmenlerin ortaya koyduğu eserler üzerinden yeniden okunur. Ortaya çıkan her çalışma, 'Toplumun değişen arzuları, korkuları, estetik anlayışı ve ortak hafızası bugün hangi biçimlerde kendini yeniden üretmektedir?' sorusuna cevap aramaktadır.'

İsmail Acar, sergide bu yıl farklı sanat dallarından çok sayıda esere yer verilmesinin sadece teknik bir çeşitlilik anlamına gelmediğini söyleyerek, 'Burada aynı zamanda geçmiş ile gelecek arasında çok katmanlı kültürel köprü kurmayı amaçlıyoruz. Serginin temel yaklaşımı, çağdaş ve geleneksel üretim biçimlerini aynı zeminde buluşturarak, sanatın dönüşen dilini yeniden tartışmaya açmaktır. Bu yapı içerisinde yalnızca toplumun bilinen ve öne çıkan sanatçıları değil, uzun yıllardır kendi iç dünyasında üretim yapan, görünür olmamış ya da yeterince alan bulamamış farklı kesimlerden sanatçılar ve fikirler de yer alıyor.' dedi.

Sergide Arif Albayrak, Banu Sağnak, Burak Poyraz, Ebru Yolver, Emel Gemici̇, Emine Hümeyra Bayraktar, Fatma Kılış, Fatma Şan, Gülay Yüksel, Gülen Kesova, Hikmet Barutçugı̇l, Irmak Şahin, İsmail Yiğit, Kezban Selma Tingiz, Lütfü Kaplanoğlu, Mümin Candaş, Nafiye Özdemir, Özkan Gencer, Rümeysa, Selva Aydın, Sevde Aydın, Sevgi Şen, Şeyda Aydın, Ümran Arıa, Yiğit Yazıcı ve uluslararası sanatçılar Alessio Caneva, Ali Grankhani, Antonio Zuccihatti, Ferroccio Franz, Giancarlo Caneva, Mariki, Paola Moretti, Valentina Azzini'nin eserleri yer alıyor.

Sergi, 30 Ağustos'a kadar ziyaret edilebilecek.