İSTANBUL (AA) - ALİ OSMAN KAYA/ RÜVEYDA MİNA MERAL - Fatih'te yer alan Haseki Hürrem Sultan Camisi, Osmanlı klasik dönem mimarisinin erken örnekleri arasında gösterilen Haseki Külliyesi'nin ana yapısı olarak dikkati çekiyor.

Anadolu Ajansının (AA) 'İstanbul'un Selatin Camileri' isimli dosya haberinin bu bölümünde, Mimar Sinan'ın hassa başmimarı olduktan sonra gerçekleştirdiği ilk eseri Haseki Hürrem Sultan Camisi ele alındı.

Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan adına yaptırılan cami 16. yüzyılda inşa edildi.

İlk olarak 1538-1539 yıllarında tek kubbeli planla yapılan cami, 1612'de dönemin başmimarı Sedefkar Mehmed Ağa tarafından genişletildi. Bu düzenlemeyle yapıya ikinci kubbeli bölüm eklenip, bugünkü görünümüne kavuştu.

Yapı, yalnızca bir ibadet mekanı değil, aynı zamanda büyük bir külliyenin merkezi olarak planlandı. Külliye içinde medrese, darüşşifa (hastane), imaret, sıbyan mektebi ve hamam gibi yapılar bulunuyordu.

Osmanlı sosyal hayatında önemli bir yere sahip külliye, özellikle darüşşifası ve imaretiyle İstanbul'daki hayır kurumları arasında önemli bir rol üstlendi.

Mimari açıdan Osmanlı klasik dönem cami mimarisinin erken örnekleri arasında yer alan, kesme taştan inşa edilen caminin iç mekanında sade ve dengeli bir mimari düzen dikkati çekiyor.

Bugün mimari özellikleri ve tarihi kimliğiyle İstanbul'un önemli kültür varlıkları arasında gösterilen Haseki Hürrem Sultan Camisi, Osmanlı'nın sosyal yardım kurumlarını da içeren külliye geleneğinin önemli örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

- Külliyesiyle Osmanlı'nın sosyal yardım anlayışını yansıtıyor

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk ve İslam Sanatı Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Resul Yelen, AA muhabirine, Haseki Sultan Külliyesi'nin yapımına 1538 yılında ilk önce caminin inşaatıyla başlandığını söyledi.

Külliyenin bir parçası olarak Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Haseki Hürrem Sultan için bu yapının inşa ettirildiğini dile getiren Yelen, cami ile Haseki Caddesi'nin külliyeyle birlikte ikiye ayrıldığını anlattı.

Yelen, 'Burası, Mimar Sinan'ın başmimar olduktan sonraki ilk eseridir. Kuzeyinde cami, güneyinde imaret, sıbyan mektebi, darüşşifa ve bir de çeşme yer almaktadır. Cami üzerindeki kitabelerden anlaşıldığı üzere 1538 yılında inşaatına başlanıyor ve bir yıl içerisinde de tamamlanıyor. Diğer yapılar ise 12 yıl sonra tamamlanıyor.' diye konuştu.

Yelen, caminin ilk inşa edildiğinde kare planlı ve tek kubbeli inşa edildiğini aktararak, '1612 yılında kitabesinde de 'cemaatin kesret olması', yani cemaatin fazlalaşmasından dolayı yapının genişletilmesi düşünülüyor. Yine kitabeden öğrendiğimiz kadarıyla Sultan Ahmet zamanında, 1612 yılında Sedefkar Mehmet Ağa tarafından cami doğuya doğru genişletiliyor. Sedefkar Mehmet Ağa da aynı zamanda Mimar Sinan'ın öğrencisi olması hasebiyle de ustasının, hocasının eserini genişletmiş oluyor.' bilgisini verdi.

Haseki Hürrem Sultan Camisi'nin genişletilmesiyle doğu duvarının ortadan kaldırılarak iki sütunlu, doğuya doğru kare planlı, tek kubbeli bir mekan eklendiğine dikkati çeken Yelen, bu sırada şu anki mihrabın yapının tam ortasına kaydırıldığını, böylece yapıda simetri sağlanmaya çalışıldığını vurguladı.

Yelen, caminin iç mekanının iki sütunla iki kubbeli mekan olarak ayrıldığını kaydederek, şöyle devam etti:

'Kubbe geçişleri istiridye kabuğu dediğimiz tromp geçişli özelliklere sahiptir. Yapının duvarlarında taş malzeme ve tuğla, hatıl olarak kullanılmıştır. Son cemaat yerinde ise baklava dilimli sütun başlıklarıyla da 5 birimli bir son cemaat yeri oluşturulmuştur. Yapının iç mekanında kalem işleri yoğun sayıda bulunsa da bunlar zaman içerisinde yenilendiği için bazıları özgün özelliklerini devam ettirmektedir. Çoğu ise günümüzde restore edilerek özgün olmasa da yine aynı özellikleri devam ettirdiklerini görebiliyoruz. Yapının ortaya alınan mihrabına baktığımızda ise yoğun bir kalem işi süsleme olduğunu görüyoruz. Mihrap bordüründeki süslemelerde vazodan çıkan çiçekler, kabartmalı süslemeler var. Mihrap nişinin tam ortasındaysa bir kandil motifi yer almaktadır. Bunlar da büyük ihtimalle Batılılaşma döneminde eklenen kalem işi bezeme örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.'

İstanbul'da şehit aileleri iftarda bir araya geldi
İstanbul'da şehit aileleri iftarda bir araya geldi
İçeriği Görüntüle

Külliyenin inşa edildiği alanın 19. yüzyıldan itibaren Haseki ismiyle anıldığının altını çizen Yelen, 'Külliye ve cami buraya inşa edildiğinde aslında bu bölgenin ismi Avrat Pazarı. Yani Kadınlar Çarşısı olarak adlandırılırdı. Hatta Kadınlar Çarşısı olarak adlandırılmasından sebebini Evliya Çelebi söyler. Kanuni'nin Haseki Sultan için bir incelik yaptığını, onun için bu yapıyı burada inşa ettirdiği de belirtilir.' dedi.

Yelen, yapının taş kapısının da yoğun bir bezemeye sahip olduğunu, ilk yapıya bakıldığında istiridye kabuklu ve mukarnaslı bir taş kapı düzeninin bulunduğunu, yan nişlerinde de istiridye kabuğunun yer aldığını, hem kubbe geçişlerinde hem de taş kapıda istiridye kabuğu kullanılarak da bu motifin tekrarlandığının görüldüğünü anlattı.

Caminin taş kapısının yanlarında 2 kitabenin daha yer aldığına işaret eden Yelen, 'Sağdaki kitabede Kelime-i Tevhid kullanırken, soldaki kitabede ise Hz. Peygamber'in ismi olan Muhammed lafzı 4 kez tekrarlanmıştır ve buradaki kitabeler makili yazı türü dediğimiz yazıyla oluşturulmuştur. Bu anlamda da yine hem Kelime-i Tevhid hem de Hz. Peygamber'in isminin olması önemlidir.' değerlendirmesini yaptı.

Dr. Öğr. Üyesi Yelen, Haseki Sultan'ın İstanbul'da, Anadolu'da ve özellikle Kudüs'te de hayır yapıları inşa ettirdiğine değindi.

Güçlü ve kudretli bir hanım sultanın hakim olunan birçok toprakta da hayır yapıları geleneğini devam ettirdiğini kaydeden Yelen, günümüzde de Kudüs'te bir aşevinin hala faaliyetlerini sürdürdüğünü sözlerine ekledi.

Kaynak: AA